Enerji Kaynaklarıyla İlgili Yanılgılar

Bilimsel olarak net bir tanımı olmamakla birlikte enerji, iş yapabilme yeteneği olarak tasvir edilebilen bir durum fonksiyonudur. Bu iş yapabilme yeteneği bir cisimde ya da bir sistemde görülebilir. Tüm evrende var olan enerji, fizik kanunları içerisinde vardan yok, yoktan da var edilemez.


O zaman soru şu; madem yoktan enerji var edemiyoruz, nasıl oluyor da bilgisayarımızı, televizyonumuzu ya da kolumuzdaki saati çalıştırabilecek enerjiyi buluyoruz? Cevabı basit; var olan enerjiyi dönüştürerek. İşte enerji kaynakları dediğimiz insan yapımı sistemler evrende var olan enerjiyi bizim "kullanılabilir enerji" dediğimiz hale çevirip günlük yaşamda kullandığımız bin bir türlü gerece "hayat" vermekte. Temelde tüm enerji sistemleri ya da kaynakları hemen hemen aynı şeyi yapmakta. Basit düzeneklerle kullanılamayan ısı ya da hareket enerjisini kullanılabilir hale getirip bunu istediğimiz bir enerji türüne çevirmekte. Bu bir nükleer santral, hidroelektrik santrali ya da bir rüzgar türbini olabilir; temelde hepsi aynı işi yapmaktadır.

Benim bu yazıda değinmek istediğim nokta ise bu enerji kaynakları ile ilgili herkesin konuştuğu ama çoğu kişinin fikir sahibi bile olmadığı spekülasyonlar ve yanılgılar.

Özellikle Türkiye'de bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma çok popüler bir olgu. Enerji de insanlarımızın ağzına sakız olan konu başlıklarından biri. Mesela herkes güneş ve rüzgar enerjisinin iyi şeyler oldukları konusunda hemfikirdir fakat bunu düşünen çoğu kişi bu iki enerji kaynağının Türkiye'nin tüm enerji ihtiyacını karşılayabileceğini düşünür. Oysa bu enerji kaynaklarının ikisinin toplamı bile Türkiye'nin enerji ihtiyacının ancak çok küçük bir yüzdesini karşılayabilmektedir. Bunda güneş enerjisinin çok pahalı bir enerji kaynağı olması ve rüzgar enerjisinden faydalanabilmek için sabit, düzenli ve kuvvetli rüzgara ihtiyaç olması önemli etkenlerdir. Ayrıca diğer enerji kaynaklarının varlığında, rüzgar, güneş ya da biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynakları kullanılamaz gibi bir düşünce hakim. Oysa enerji politikalarında her zaman çeşitlilik esastır. Bu enerji kaynakları belki tüm ihtiyacı karşılayamaz ama kullanabildiğimiz kadarını kullanmak hem enerji çeşitliliğini arttırır hem de diğer enerji kaynaklarının yükünü hafifletir. Hazır biyokütle demişken sunulan bir diğer ilginç öneriye de değineyim; buna göre insan ve hayvan atıklarıyla sınırsız enerji üretilebilir. Teoride mantıklı sonuçta sürekli atık üretiyoruz bunları da enerjiye dönüştürmek mümkün fakat şöyle bir şey var gözünüzün önüne 1 bina boyutlarında bir atık kütlesi getirin, bu atık yığını ancak evinizdeki bir ampülü yakabilecek kadar enerji üretebilmekte. Hal böyle olunca da biyokütle de ancak alternatif enerji kaynağı olarak kalmakta.

Türkiye'de enerji kaynaklarının seçilebilmesinde insanların algısı tamamen çevreyle alakalı. Bu nedenledir ki yenilenebilir enerji kaynaklarına termik ya da hidroelektrik santrallere göre daha sıcak bakılmakta. Türkiye'de en fazla kullanılan santraller olan termik ve hidroelektrik santralleri geçmişte yapılan kötü örnekleriyle çevreyi kirleten teknolojiler olarak görülmekte ki bu tanı haksız sayılmaz. Fakat günümüz teknolojisinde bu iki santral tipi de gelişen teknolojilerle birlikte çevreyi daha az kirletmekte. Şunu da aklımızdan çıkarmamalıyız hangi teknoloji olursa olsun eğer enerji dönüşümü yapıyorsak bir şekilde çevreyi kirletiyoruzdur. Önemli olan bunu en az seviyeye indirmemiz. Ben de sadece rüzgar ve güneş enerjisiyle ihtiyaçlarımızı karşılamamızı yeğlerdim fakat bu mümkün görünmüyor. Bu nedenle ülkenin enerjide dışa bağımlılığını azaltan termik ve hidroelektrik santralleri ciddi şekilde düşünmeliyiz. Türkiye'de çok ciddi bir kömür stoğu var kalitesiz olsa da elimizde böyle bir kaynak mevcut ve bunu kullanmamız lazım. Bu kaynakların düzgün kullanılması halinde Türkiye'nin enerji ihtiyacı büyük ölçüde karşılanabilir. Yukarıda da dediğim gibi bunu yaparken yenilenebilir enerji kaynaklarını da ihmal etmememiz lazım onları da kullanabildiğimiz kadar kullanmalıyız.

Bir diğer kaynak olan fosil yakıtları ile ilgili sadece Türkiye'de değil tüm dünyada bir çok spekülasyonlar yapılmakta. Bu kaynakların günümüzde çok önemli olduğu ortada nitekim petrol için yapılan savaşlar dünyanın bir çok ülkesinde devam etmekte. Bu nedenledir ki bir çok ülke politikalarını belirlerken fosil yakıtlarını dikkate alıyor. Bu politikalar sonucu ortaya çıkan bir spekülasyona değineyim; buna göre petrol ve doğalgaz kaynaklarının tüm dünyada yalnızca 30 yıl ömrünün kaldığı söylenmekte. İşin garibi 10 sene önce de 30 yıl ömürleri kalmıştı. Yani birileri tamamen petrol ya da doğalgazın bitebileceğini zaman zaman kamuoyuna yansıtıp bu yakıtların ücretlerini değiştirmekte. Bunu yapanların kim olduklarını bulmak zor değil, küresel ekonomide artık söz sahibi olan petrol şirketleri istedikleri gibi at koşturabiliyorlar. Bu spekülasyonu en güzel yalanlayan örnek geçtiğimiz yıllarda petrol varil fiyatının 150 dolara çıkmasıyla eline sondaj alanın petrol kuyusu bulması olmuştu. Yani petrolün bittiği yok fakat petrolü olduğu yerden çıkarmak maliyetli bir iş, çoğu zaman çıkarma maliyeti petrol kuyusunun değerinden fazla olabiliyor bu yüzden bir çok petrol yatağı olduğu yerde durmakta. Şuanda Antartika'da bulunmuş en büyük petrol yatağını sahiplenebilmek için Amerika ve Rusya yarışmakta.

Son olarak hakkında hem Dünya'da hem de Türkiye'de en fazla konuşulan enerji kaynağı olan nükleer enerjiye değinmek istiyorum. Baştan fikrimi açıklayacak olursam ben Türkiye'de bir nükleer enerji santralinin kurulmasına karşıyım. Bunu çevreci olduğum için mi söylüyorum? Ya da bazı köşe yazarları gibi Japonya'da ki felaketi gördükten sonra mı fikrimi değiştirdim? İki sorunun cevabı da kesinlikle hayır. Öncelikle bir nükleer santralle bir termik santralin teoride aynı olduğunu bilmemiz gerekir. İkisini ayıran nokta ise santrallerin kullandıkları yakıtlardır. Nükleer santral teknolojisi hali hazırda bilim dünyasının en fazla kafa patlattığı olgulardan biridir. Çevreyi kirletme açısından baktığımızda dışarıya termik santraller gibi atık bırakılmaz. Atıkları kapsüllerle depolanır ve yer altına gömülür ya da avrupa ülkelerinin yaptıkları gibi gemilere yüklenip Afrika sahillerine atılıp kaçılır. Şuanda bu kapsüllerin yeniden kullanılabilir hale getirilmesi için uğraşılmakta, eğer bu gerçekleşirse çevreyi kirletme açısından nükleer santrallerin rüzgar türbinlerinden bir farkı kalmayacaktır. Ayrıca şuanda insan yapımı en güvenli teknoloji de nükleer santrallerde mevcuttur. Peki Japonya'da ki felakete ne demeli dediğinizi duyar gibi oldum. Dediğim gibi bu santraller insan yapımıdır ve ne kadar güvenli olursa olsun risk taşımaktadırlar. Japonya'da yaşananlar ise bu riskin duhülüdür. Benim Türkiye'de karşı olmamın sebebi ise tamamen politiktir. Nitekim Türkiye'ye kurulan Kore, Rus ya da Amerikan yapımı bir nükleer santral enerji politikasında dışa bağımlılığı arttıracağından herhangi bir fayda getirmeyecektir. Böyle bir santral kurmak yerine buna harcanacak maddi kaynak nükleer enerji teknolojisi geliştirmeye harcanmalı ve Türkiye bu ülkelerle aynı seviyeye gelmelidir.

Sonuç olarak artan insan popülasyonuyla birlikte doğru orantılı olarak enerji ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Ülkeler de enerji politikalarını geleceğe dönük olarak şekillendirmelidir. Türkiye'nin yapması gereken dışa bağımlı enerji kaynaklarından ziyade öz enerji kaynaklarını tüketirken yeni teknolojileri kendi başına üretebilecek konuma gelmektir. Malesef ihtiyacı karşılayabilecek yüzde yüz çevreci bir enerji kaynağı yoktur. Eğer çevremizi düşünüyorsak enerji kaynaklarını eleştirmek yerine enerji ihtiyaçlarımızı nasıl azaltabileceğimizi düşünmeliyiz.

Sevgiler, Volkan.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Tamamen katıldığım bir düşünce>" Benim Türkiye'de karşı olmamın sebebi ise tamamen politiktir. Nitekim Türkiye'ye kurulan Kore, Rus ya da Amerikan yapımı bir nükleer santral enerji politikasında dışa bağımlılığı arttıracağından herhangi bir fayda getirmeyecektir. Böyle bir santral kurmak yerine buna harcanacak maddi kaynak nükleer enerji teknolojisi geliştirmeye harcanmalı ve Türkiye bu ülkelerle aynı seviyeye gelmelidir."

Travis Smith dedi ki...

This info is invaluable. Where can I find out more? gmail sign in

Yorum Gönder

Yorumunuzu aşağıdaki kutucuğa yazabilirsiniz. Eğer aktif bir hesabınız yoksa, Yorumlama biçimi:'nden Adı/URL ya da Anonim olarak yorum gönderebilirsiniz.